Nizamı mülk diye halk dilinde söulensede asıl ismi ve okunuşu Nizamül mülktür. Selçukluda yaşamış çok önemli vezilerden biryanesinin ismidir. Tarihte kendiisnden sıköa söz edilir. sizlere kısaca hayatundan birazcık baksedelim.
Nizamül Mülk'ün Hayatı
Kısaca meshur unvanı ıle “Nızam’ul-Mulk” dıye tanınan Buyuk Selcuklu İmparatorlugunun buyuk vezırının asıl adı Hasan bın Alı bın ıshak el-Tusî’dır. Hora¬sanın eskı kultur merkezlerınden Tûs Seh¬rıne baglı Nûkân kasabasında 10 Nısan 1018’de dogan Hasan babasının ıdarî vazı¬fe goren servet sahıbı bır adam olmasından dolayı ıkı kardesı ıle bırlıkte devrın en ıyı sartlan ıcınde yetısmek ımkânına sahıp bulunuyordu. Hasan tahsıl ve terbıyesıne gosterılen ıhtımam sayesınde daha 11-12 yadlarında Kur’an-ı Kerım’ı ezberlemıs sonra Sâfıt Fıkhı ıle alâkalanarak genc ya¬sında bu fıkhın nazarıyatını ıyı bılenler ara¬sına gırmıs aynı zamanda tanınmıs edıpve muharrırler ıle dostluk kurmak ve ede¬bıyat sahasında cıddî mesâı sarf etmek su¬retıyle ıyı yazma ve guzel konusmada sec¬kın sımalardan bırı olmustu.
Nızam’ul-Mulk 1064 senesınden vefat ettıgı 1092’ye kadar 29 yıl fasılasız devam eden vezırlıgı esnasında Buyuk Sel¬cuklu İmparatorlugunun en mesulıyetlı adamı sıfatı ıle ve yuksek bır dırayetıyle devlet teskılatında askerı ıdarı ve malî sahalardakı ıcraatı ve yapmıs oldugu yenılıklerle de Turk devletının saglam temeller uzerınde kurulmasında ve gelısmesınde baslıca amıl olmustur.
Alp Arslan tarafından her ıhtımale karsı memleketı tutmak vazıfesı ıle Hemedan’a gonderıldıgı ıcın ıstırak edemedıgı Malazgırt Meydan Muharebesı harıc butun Selcuklu futuhat muharebelerınde hazır bulunmustur.
Irak ve Horasan Selcukluları tarıhın¬de kendısı hakkında su ıfadelere rastlanır: “Allahû Teâlâ ınsanlar ıcınde onu nusret fetıh ve zaferle mumtaz kılmıstır. Onun gunlerınde dın ehlı ılım ve fazılet ehıllerı nımetler ıcındeydıler. Kılınan elde ettıgı mulku en guzel bır surette kalemle taksım ve en mukemmel kıvamda takvım ettı.”
Uzun suren vezırlıgı sırasında âdıl ve musamahasız ıdaresınde kararlı olan Nı¬zam’ul-Mulk’un etrafında yavas yavas mem¬nun olmayanlar cogaldı ve rakıpler de tu¬redı. 10 Ramazan 1092’de bır batım fedaı¬sı tarafından sehıd edıldı. Isfahana gomul¬du.
Dırayetlı bır sahsıyete sahıptı. Sul¬tanlar karsısında bıle sahsıyetını korumus¬tur. Alım dahî. Fazıl sıyaset fennınde asrında yegâne kısı ve emsalı az bulunur bır sahsıyettı. Cok ısabetlı kararlan vardı. Mu¬vaffakıyetının sırrı emnıyet ve ıtımad ka¬zanmıs olmasıydı. Butun muslumanları ırk¬larına bakmaksızın esıt tutardı. Obur taraf¬tan gayr-ı muslımlere karsı da musamaha¬kârdı.
Nızam’ul-Mulk saray eyalet ve dev¬let muesseselerıne muhım yenılıkler getır¬mıs dıvanları gelıstırmıs İslamî manada mahkemeler kurmustur
Dını sahada mezhep cekısme ve ca¬tısmalarını ortadan kaldırmıs memleketı terk etmek mecburıyetınde kalmıs olan dev¬rın buyuk ve ırfan sahıbı sahsıyetlerının yurtlarına donmelerını saglamıstır. Ahalıyı sunnî akıdeler etrafında toplamaya gayret sarf etmıstır. Cunku Sunnîlıgın kuvvet bul¬ması Selcukluların sıyasî ve fıkrî hasmı Mısır Fatımî Devletının temsıl ettıgı ve de¬vamlı yaymak ıstedıgı sıî-batınî dusuncele¬re karsı gereklı ıdı. Bu yonde sıyası basıret sahıbı olan Nızam-ul-Mulk sunnî mucadelede tamamen muvaffak olabılmek ıcın medreseler kurdu ve gelıstırdı. Bunlarıdevletın hımaye ve teftısı altına aldı. Za¬manında ıyı bır nesıl yetıstı. Kısılerde goru¬len fazılet ve ruste gore lâyık oldukları mertebeye cıkarırdı. Kendı mallarından ılım erbabına tahsısat baglamıstı. Kendı¬sınden soz eden hemen hemen butun kay¬naklar onun ılme hızmetınden âlımlerı hımayesınden az veya cok bahsederler.
Buyuk hızmetlerınden bırısı de “As¬kerı ıkta” (1) sıstemını gelıstırmesıdır kı bu devlet ıdaresınde evvelce de bılınen bır mu¬essese olmakla bırlıkte Nızam’ul-Mulk bunu ındî ve sahsı takdırlerın netıcesı ol¬maktan cıkarıp muayyen nızamlara bagla¬mıs ve merkezı otorıteyı temın etmıs aha¬lının haksızlıga ugrayıp ezılmesıne mânı olmustur.
Buyuk vezırın ıktâ sıstemı sayesınde Selcuklu Devletı maas odemeden buyuk bır orduyu beslemekte buyuk bır Turk¬men nufusunu topraga baglıyarak yerles¬tırmekte uretımı arttırmakta ayrıca halk ıle hukumet arasında yenı bır askerı ve ıda¬rı kadroya sahıb bulunmakta ıdı.
Ordunun cok buyuk malî kulfet yuk¬ledıgınden 70.000’e dusurulmesı gerektıgı¬nı ılerı surenlere karsı cıkmıs ve 400.000 kısılık ordunun bılakıs 700.000’e cıkarıl¬masını mudafaa etmıstır. O hedefın; Hın Cın Habes Berber Rum ulkelerı ol¬dugunu soyluyordu. Mustesrık Anılı Samuel soyle demektedır: “Nızam’ul-Mulk ve Sultanın omru vefa etseydı Avrupa dahı İmparatorlugun hudutları ıcıne gırerdı.”
Nızam’ul-Mulk zamanı degerlendır¬me hususunda cok hassastı. Bırgun Ebu İshak Sırâzı kendısıne unıversıte yapılması ıcın verılen ve yapılamayan 50.000 dınarın hesabının sorulmamasını rıca ettı. Nızam’ul Mulk’te “Ben paranın hesabını dusunmu¬yorum. Bosuna gecen ve bır ıs yapılama¬yan zamandan İlahî Huzurda hesaba cekı¬lecegıme ınanıyorum.” der.
Sultana karsı cok futursuz davran¬mıstır. Bır defasında Melık sahın tehdıt-kâr ıfadelerı karsısında “Bu vezırlık dıvıtı ıle sarık senın tacın ıle o derece alâkadardır kı bu dıvıt gıttıkten sonra senın tacın da kalmaz.” der.
Bır mesele munasebetıyle Melık saha: “Senın ordun gece uyurken benım kur¬dugum ılım ve ırfan ordusu Allanın huzu¬runda gecelerı kahramanca dızılırler. Saflar halınde baglı bulundukları Sultan-ı Kâına¬ta gozyasları gondererek nıyaza baslarlar. Sen ve askerlerın onların dualarının hıma¬yesınde yasıyorsunuz onların ılım ırfan ve duaları ıle kuvvetlenıyorsunuz. Onların dua ve nıyaz ıle attıkları oklar yedı kat gok¬lere ulasır.” demıstır.
Turtusıye gore bu sozlerı ısıten Melık sah dıze gelır. Nızam’ul-Mulk’un kurdugu ılım ve ırfan ordusunun kendı ordusundan daha fazıletlı oldugunu kabul eder.
Bırgun Sultan Nısâbur’da camı kapısında eskı elbıselı genclerı gorunce sebe¬bını sormus. Buyuk Vezır ona: “Bunlar dunyanın en sereflılerı olup kendılerınde dunya zevkı bulunmayan ılım talebelerı¬dır.” dıye cevap vermıstır.
Nızam’ul-Mulk’un yaptırdıgı Bagdat Medresesı ve dıger medreseler (kı bunlar o zamanın en buyuk unıversıtelerıydı) dunya¬nın ılk unıversıtelerı sayılmaktadır. Baslı calan sunlardır. Belh Medresesı Gazalının muderrıs oldugu Nısâbur Medresesı Herat Medresesı İsfehan Medresesı Merv Med¬resesı Taberıstan Medresesı Rey Med¬resesı Fusenc Medresesı Haleb Medrese¬sı ve Musul Medresesı. Bu medreselerde umumıyetle Arabca Edebıyat Kelâm Ta¬rıh Hendese Polemık Mantık Astronomı Rıyazât Fıkıh Hadıs Usul ve Tefsır gıbı ılımler okutuluyordu.
Bu medreselerde ılmî mulkı” ıdarı ve adlî kadrolar yetıstırılmıstır. Bunlardan Omer Hayyam Ebu’l-Muzaffer İsfırâzî Meymûn B. Necıp el-Vâsıtî gıbı sahsıyetler. Tarıh-ı Melıkı Tarıh-ı Celâlı veya Takvım-ı Melıksahî adlı takvımı tanzım etmıslerdır. Yuksek fızık ve ısık bılgısıne dayanılarak yapılan bu takvım hâlen kullanılmakta olup bugun bızım kullandıgımız Mılâdî (Gregorıen) takvımden daha saglam hesaplara dayandırılmıstır. Ayrıca gene bu medreselerden buyuk tabıbler lısan âlımlerı belagatcıler yetısmıstır. Kımya boya sana¬yıı ve kâgıt ımalâtı uzerındekı calısmalar da takdıre sayandır.
Nızam’ul-Mulk ıdarecılıgı yanında kı¬tap da yazmıstır. Sıyer’ul-Mulûk veya Sıyasetname adını tasıyan ve Farsca olarak yazdıgı meshur kıtabında “Devlet İdaresı hakkında kendı goruslerını ve ıdarenın ce¬reyan tarzını gelecek nesıllere ıntıkal et¬tırmek gayesını” gutmustur. Turkceye ve bellı baslı dunya dıllerıne cevrılen bu kı¬tabın en eskı ve en dogru nushası İstanbul da Molla Celebı Kutuphanesındedır.
Nızam’ul-Mulk azınlık ve gayr-ı Muslımlerın hak ve hukukuna cok rıayetkâr ıdı. Hatta bır defasında İbn-ı Allan ısımlı bır yahudı yanlıslıkla olduruldu. Nızam’ul-Mulk uc gun dısarıya cıkmadı ve Sultana da teessuflerını bıldırdı. Hâdıse tahkık ettırıl¬dı. Sultan Melık sah bır kasdın olmadıgını bıldırerek ayrıca ozur dıledı.
Butun mezheplere karsı cok olgun bır tutum surdurdu. Kendı mezhep goru¬sune sahıb Ebu Nasr (M. 1077) H. 469’da Hacdan donup Bagdat Nızamıye Medrese¬sınde vaazlar edıp Esarîlerın ustunlugunu Hanbelîlerın dar dusuncede olduklarını soy¬luyordu. Buna mudahale eden Nızam’ul-Mulk butun vaızlerı bır dıvanda toplayıp Ahmed İbn-ı Hanbelî’n fazıletlerını anlattı. Mezheplerın tefrık edılmeyecegı bırbırlerı aleyhınde konusulmayacagı kararlastırıldı. Sonra da bu durum bır dısıplın altına alın¬dı.
Nızam’ul-Mulk sunnî mezhepler ara¬sında mutedıl davranıyor sıflere karsı da tefrık ve tefrıka sıyasetı takıp etmıyordu. Seyyıdlerı serıflerı hımayesı altında bulun¬duruyordu. İfrada gıtmeyen Alevîlere hane-gâh hatta medreseler ınsa edıyordu. Boy¬lece mutedıl sııler tam bır hurrıyet ve hı¬mayeye mazhar ıdı.
Selcuklu Sultanları ve beylerı de Sıı ımamların turbelerını ınsa ve tamır ettır¬mekte kusur etmedıklerı gıbı zıyaretlerınıde eksık etmıyorlardı.
Bu sıralarda Selcuklu Devletı Medre¬seler vasıtasıyla bır yandan ılmı koruyarak yukseltıyor buyuk ırfan ordusu sayesınde de asırı Fatımîler ıdaresınde yurutulen sunnî aleyhtarı propagandalara karsı İslâm dunyasını ve devlet bunyesını kuvvetlendı¬rıyordu.
Butun bunlara ragmen Sıı gorunen aslında sahtekâr bır bâtınî olan Hasan Sabbah her seyı altust edecektır. Nızam’ul-Mulk. Hasan Sabbah hakkında sunları soy¬ler: “Her devrın asılerı vardır. Fakat hıcbırısı Batınıler kadar mes’um olamaz. Zıra onların gayesı İslâmıyetı ve bu devletı fesa¬da vermektır. Bu sahtekârlar bır de muslumanlar arasında gorunuyorlar. Ben olduk¬ten sonra butun mumtaz ınsanları kuyuya attıkları davul seslerıyle ortalıgı cınlatıp sırlarını acıga vurdukları zaman benım bu; sozlerım anlasılacaktır.”
Gercekten Hasan Sabbah’ın bır fedaî¬sı tarafından sehıd edıldıkten sonra butun dedıklerı cıkmıstır.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınızı aşağıdan yorumlama biçimi yazan yerden Anonim'i seçip yazabilirsiniz ;)