Divan Edebiyatı
Ben bilmiyorum tam olarak ama wikipedi sayfalarında divan edbiyarı ile ilgili olarak pek çok güzel bilgi verilmiş. Bizler de sizler için wiki pedi sayfalarından biraz alıntı yaptık..
Divan Edebiyatı Türklerin İslam dinini benimsemesinden sonra ortaya çıkan yazılı edebiyattır. Arap ve Fars Edebiyatlarının etkisi altında gelişmiştir. Bu etki, Arapça ve Farsça sözcüklerin önce Türkçe, sonra Osmanlıca'ya girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. Bu akımın "Divan Edebiyatı" olarak adlandırılmasının nedeni, şâirlerin, şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olmalarıdır[kaynak belirtilmeli].
Kur'an'ın Arapça olmasından dolayı pek çok toplumun (kültürü ve) dili değişime uğramıştır[kaynak belirtilmeli]. İranlılar, 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, "Yeni Farsça" diye adlandırılan bir dille vermeye başlamışlardır[kaynak belirtilmeli]. Fars Edebiyatı'nın bu ürünlerinden Türk Edebiyatı büyük ölçüde etkilenmiştir.
Öte yandan, Anadolu'da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapça ve Farsça'yı kullanmışlardır[kaynak belirtilmeli]. Bu durum, edebî dilin değişmesine de yol açmış; özellikle Saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapça ve Farsça yazmaya başlamışlardır. Osmanlı Devleti döneminde Arapça ve Farsça'nın yoğun etkisinde kalmış olan Osmanlıca dili, Divan Edebiyatı'nda kullanılan ana dildir.
Divan Edebiyatı, daha çok şiir türünde örnekler içerir ve düzyazı nesir eserler azdır.
•
Divan Edebiyatı'nın tarihsel gelişimi
Divan Edebiyatı'nın ilk örnekleri 13. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu Edebiyat'ın ilk ürünlerini veren Hoca Dehhani'dir. Horasan'dan gelip Konya'ya yerleşen Dehhani, özellikle İranlı şair Firdevsi'nin etkisinde şiirler kaleme almıştır.
14. yüzyılda, Konya, Kırşehir, Niğde, Kastamonu, Sinop, Sivas, İznik, Bursa gibi kültür merkezlerinde şairler ve yazarlar Divan Edebiyatı'nın çağdaş örneklerini vermişlerdir. Bu dönem eserlerin çoğunluğunu; kahramanlık hikâyeleri, öğretici, eğitici ve dini yapıtlar oluşturmaktadır. Bu dönemde, İran Edebiyatı'nda işlenen konular, Türk Edebiyatı'na girmeye başlamıştır. Mesud bin Ahmed ile yeğeni İzzeddin'in 1350'de yazdığı "Süheyl ü Nevbahar", Şeyhoğlu Mustafa'nın 1387'de yazdığı "Hurşidname", Süleyman Çelebi'nin (1351-1422) "Vesiletü'n-Necât" başlığını taşımakla birlikte Mevlid adıyla bilinen ünlü yapıtı, İran Edebiyatı'nın etkisiyle yazılmıştır.
Divan Edebiyatı, özellikle şiir alanında en parlak dönemini 16. yüzyılda yaşamıştır. Bu dönemde, Bâkî ve Fuzûlî, Divan şiirinin en iyi örneklerini vermiştir.
17. yüzyıla girildiğinde, Divan Edebiyatı'nın ulaştığı düzey, İran Edebiyatınınkinden geri değildir. Divan şairleri, şiirlerinde fahriye denen ve kendilerini övdükleri bölümlerde, şiir ustalığının doruğuna çıkmışlardır. Öğretici şiirleriyle tanınan Nabi ve bir yergi ustası olan Nef'i bu yüzyılın ünlü divan şairleridir. Divan Edebiyatı, en özgün şairlerinden olan Nedim'in ve Şeyh Galib'in ardından, 18. yüzyılda bir duraklama dönemine girmiştir. Daha sonraki şairler, özellikle bu iki şairi taklit etmiş ve özgün yapıtlar ortaya koyamamışlardır[kaynak belirtilmeli].
19. yüzyılda, Divan Edebiyatı artık gözden düşmüş ve eleştiri konusu olmuştur. Bu türü ilk eleştiren düşünür, Namık Kemal'dir[kaynak belirtilmeli]. Tanzimat'la birlikte, Türk Edebiyatı'nda Batı etkisinde yeni biçimler, konular denenmeye başlanmıştır. Böylece, Divan Edebiyatı önemini yitirmiş; Tevfik Fikret, Mehmet FÂkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı ve bazı diğer şairlerin, Türk Edebiyatı'nda aruz ölçüsüyle (vezniyle) yazılan son şiirleri [kaynak belirtilmeli] kaleme aldığı iddia edilse de zamanımızda da bu vezni kullanabilen şâirler vardır[kaynak belirtilmeli].
Divan Edebiyatı'nda Nazım r
Nazım, sözlük anlamıyla "sıra", "düzen" demektir. Ama Divan Edebiyatı'nda nazım dendiğinde şiir anlaşılır.
Divan şiiri, kurallarını Arap ve Fars Edebiyatı'ndan alan aruz ölçüsüyle (vezniyle) yazılmıştır. Bununla beraber, Nedim ve Şeyh Galip gibi bazı şairlerin hece ölçüsüyle yazılmış şiirlerine rastlamak mümkündür[kaynak belirtilmeli]. Aruz ölçüsünde (vezninde) açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Şairler eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak zorundadır[kaynak belirtilmeli]. Aruz, esas olarak hecelerin uzunluğu ve kısalığı temeline dayanan bir şiir ölçüsüdür. Türklerin İslamiyet'i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetişen şairlerin Farsça'yı edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk Edebiyatına da girmesini sağlamıştır. Aruz ölçüsü nazım şekillerine göre değişik kalıplarda kullanılır. Örneğin; Rubaî nazım şekli ahreb ve ahrem adı verilen belli aruz kalıplarıyla yazılabilir. Rubai'de mısralar; a+a+b+a şeklinde kafiyelidir.
Divan Edebiyatı'nda Nazım Birimi [değiştir]
Mısra [değiştir]
Mısra Divan şiirinde aruz vezinli yazılmış bir satırlık nazım parçasıdır. Divan şiirinde en küçük nazım birimi mısra olmakla beraber, esas olan beyittir ve bu Arap edebiyatından gelmiştir. Arapca sozluk anlami ile beyt ev demektir; mısra ise, çift kanatlı bir kapının kanatlarından her birine verilen addır ve beyitten ayrı değildir.
Fakat az olsa da, tek başına bir mısra şekilnde bulunan bir nazım şekli de bulunmaktadır. Buna mısara-i azade (azade mısra) adı verilir. "Azade mısralar" bir şair tarafından hazırlanmış olan divanın en sonunda yer alırlar. Şair "azade mısraları" tek bir mısra halinde söyler ve diğer herhangi mısra ile hiç bağlantı kurmaz. Örnek
Lisâna gelmeyen burhân-i vicdanı muattaldır. (Leskofçalı Galip)
Güzel söylenmiş ve herkesçe beğenilmiş bir mısra bazan tek başına olarak tanınır. Bunlar "azade mısra" olabildikleri gibi çok kere bir beyit bir parçası olabilirler. Bunlara mısra-i berceste (berceste mısra) adı verilir. Örnek
Eğer maksûd eserse mısra-ı berceste kafidir (Koca Ragıp Paşa)
Bu güzel söylenmiş mısra bir beyit parçasıdır ve "azade mısra" değildir ama tek bir "mısra-ı berceste" olarak bilinmektedir.
Beyit
Ayni vezinle yazilmis iki misra'a beyit adi verilir. Beyit Divan siirinin en onemli birimidir. Beyti meydana getiren iki misra anlamca da iliskili olmasi gerekir. Beyiti olusturan iki misra birbirlerine ya kafiyeli olabilirler ya da kafiyesiz olurlar. Beyitin ana ogeleri anlam iliskisi ve ayni vezinde olmasidir ve bir beyitte iki misra kafiyeli veya kafiyesiz olabilir.
Divan siirinde beyit esas oldugu icin anlamin bir beyit icinde tamamlanmasi ana kuraldir. Ancak istisnalar da gorulur. Anlam bir beyitte tamamlanamayip yardimci beyitlerle anlam tamalanmaktaysa bu beyitler "merhun" adi verilir.
Beyitin iki misra-ini birbirlerine kafiyeli olarak hazirlamaya tasri' denir ve bu turlu yazilan beyite musarra denilir. Bir divanda iki beyiti kafiyeli beyitler iki sekilde bulunabilirler. Birinci halde iki misra kafiyeli beyit tek basina altindaki beyit ve ustundeki beyit ile hic baglantisi olmadan bulunur. Bu turlu altindaki ve ustundeki beyitlerle iliskisi olmayan birbirine kafiyeli iki misarlik beyite "mufred" adini veren edebiyatcilar bulunmaktadir.
Ikinci halde ise bircok beyitlerden kurulu bir siirin en basinda biriyle kafiyeli iki misaradan olusan beyitler bulunur. Bu tur kafiyeli iki misradan olusan beyitin basta olmasi gazel ve kaside turunde siirler icin bir kuraldir ve bu turlu sirlerdeki bu turlu beyite 'matla adi verilir.
Ornek:
Beni candan usandirdi cefadan yar usanmaz mi
Felekler yandi ahimdan muradum sem'i yanmaz mi
Kamu bimarina canan deva-yi derd ider ihsan
Nicin kilmaz bana derman beni bimar sanmaz mi (Fuzuli)
Bu bir Fuzuli gazelidir. Ilk beyitteki iki misra tasridir yani kafiyelendirmistir; beyit musarradir. Bu bir gazel baslangic beyti oldugu icin matladir. IKici beyitdki iki misra kafiyeli degildir.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınızı aşağıdan yorumlama biçimi yazan yerden Anonim'i seçip yazabilirsiniz ;)